06 Eylül 2010

Bergama Güzellik Ilıcası

Bergama güzellik ılıcası diğer adıyla kleopatra Güzellik ılıcası

Dünyanın ilk telkinle tedavi hastanelerinden biri olan Asklepieon’un yakınında yeralan Kleopatra Güzellik Ilıcası, sıcak suyla tedavi amacıyla antik çağlardan beri kullanılmaktadır. Anadolu’daki ilk kaplıca tedavisinin Bergama’da MÖ. 400′lü yıllarda başladığı belgelelerle kanıtlanmaktadır.
Ilıca, Antik Bergama Kralı II. Eumenes tarafından yapılmış ve tedavi amacıyla 2000 yılı aşkın bir süre binlerce kişiye tedavi amaçlı hizmet vermiş, büyük ilgi görmesine rağmen bakımsızlık nedeniyle 1988 yılında kapatılmıştır.

Mısır kraliçesi Kleopatra’nın bu kaplıcada yıkandığı ve dillere destan güzelliğini borçlu olduğu düşünüldüğünden ılıcanın adının Kleopatra olduğu söylenmektedir. Kaplıca suyunun içerdiği Minerallerin cilt hastalıklarına iyi geldiği, özellikle de cildi gerginleştirdiği için ‘Güzellik Ilıcası’ denmektedir.

Kleopatra Güzellik Ilıcası suyunun kalitesi, çeşitli bilimsel raporlarla da kanıtlanmıştır. Günümüzde yalnızca restoran bölümü hizmet veren Ilıca için belediye tarafından, termal oteller ile yeniden hizmete açılması yönünde çalışmalar yürütülmektedir.

Kleopatra Güzellik Ilıcası’na dair bir söylence…Bergama’da yaşanmış bir öykü…Kraliçeleri kıskandıran çoban kızının dillere destan güzelliğinin gizemi… Bu çoban kızı önceleri çirkin mi çirkin, sümüklü, pasaklı birisiymiş. Yüzü sivilceli, burnu çilli, yaralı bereli bir cildi varmış. Öyleyse bu kızı, Mısır kraliçesi ve kainat güzeli, bütün zamanların en dilber kadını Kleopatra neden kıskanmış? Çünkü bu çoban kızı koyun güderken çalıların arasında kaybolur, bir pınarın oluşturduğu gölcükte sıcacık sularda yıkanır, paklanır, çimermiş. Günler günleri kovalarken, çilleri yok olmuş, cildi ipek gibi, kaşı gözü yerine düşmüş. Ayın ondördü, ırmak saçlı, kara kaşlı, ela bakışlı, kirpikleri nakışlı güzeller güzeli bir kız olup çıkmış. Çoban kızının güzelliği önce Bergama’da duyulmaya başlamış, Bergama Kralı’nın kızını güzellikte geçince derhal çoban kızını saraya çağırtmışlar. Kraliçe, gerçekten ay parçası gibi güzel bir kızla karşılaşınca güzelliğinin sırrını sormuş. Utangaç çoban kızı, daha da sıkılmış bu sorudan ve “hiç” demiş, ben kuzularımı çok seviyorum da ondan demiş ama bir türlü kraliçeyi ikna edememiş. Bunun üzerine kraliçe, çoban kızının ağzından öğrenemediğini onu izleterek çözmek üzere uğurlamış sarayından. Adamlar gizlice peşine düşmüşler, ne yer, ne içer, ne sürünür, nerede taranır, nerede yatar, nerede kalkar izlemeye başlamışlar. Şunu özellikle fark etmişler ki çoban kızı sabah, öğle, akşam kuzularını güttüğü yamacın eteğindeki çalıların içine giriyor, buhar çıkan sıcak su birikintisinde uzunca zaman kalıyor, iyice yıkanıp dökünüyor. Hemen koşup çoban kızının güzelliğinin gizemini açıklamışlar. Kraliçe bunu duyar duymaz buraya çıkıp gelmiş, adamları büyük bir çadır kurmuşlar ve kraliçe günde üç kez olmak üzere bir hafta bu sularda yıkanmış. İnanamamış, cildi pırıl pırıl, yüzü gözü ışıl ışıl olmuş. Üstelik sağlık esenlik kazanmış, yanakları al al olmuş. Saraya dönünce babası kral, kızını tanıyamamış, şaşkın şaşkın bakakalmış. Sonra buraya ılıca yapılmasını sağlayıp herkesin yararına açmışlar. Adına güzellik Ilıcası demişler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir